Akın Üner şu ifadelere yer verdi:
"Türkiye dün ve bugün dehşeti yaşadı.
Önce Şanlıurfanın siverek ilçesinde, bugün de Kahramanmaraşta çocuk yaşlarda iki genç, okullara silahla girdi ve acımasızca tetiğe basarak çok sayıda masum öğretmen ve öğrenciyi katletti.
Çok sayıda öğrenci yaralandı. İntihar eden saldırganların bir diğer özelliği saldırdıkları okulun öğrencileri olmasıydı.
Çocuklar nasıl böyle vahşileşebildi, acıma, vicdan gibi duygularını nasıl yitirdiler ve bu olaylar nasıl oldu da 24 saat arayla meydana geldi, bunlar ayrı ayrı kafa yorulması gereken şok edici sorular.
Her şek,lde çırılçıplak bir gerçek var ki, eline silah alan okullara saldırıp masum yavrularımıza, öğretmenlerimize kan kusmaya başladı.
Ama tablo ortada, Türkiye'de binlerce okul ve milyonlarca öğretmen - öğrenci var.
Bunların can güvenliğini sağlamak devletin görevi.
Okulların güvenliğini bahçe nöbetçisi öğretmen ve nizamiyede bekleyen nöbetçi öğretmenle sağlamak mümkün değil.
Bu iş okul müdürünü, milli eğitim müdürünü görevden alarak çözülemez.
Okulların güvenliğini sağlamak için silahlı okul polisleri görevlendirilmelidir.
Ülkenin Milli Eğitim Bakanı da ideolojik işleri bir kenara bakıp kendisine emanet edilen canları muhafaza etmelidir.
Bunu iki evladım ve öğretmen olan eşimin can güvenliği adına talep ediyorum.
Herkes vazifesini doğru düzgün yapsın artık!
Mesele sadece okul güvenliği değil.
TV'lerde mafya dizilerine ses çıkarmayan RTÜK vahim okul saldırıları sonrası yayın yasağı getirmiş.
Her türlü ahlaksızlığın adeta normalleştirildiği dizilere, rating uğruna çarpık ilişkileri uluorta sergileyen gündüz kuşağı sözde kadın programlarına ses çıkaratmayan RTÜK önce kendi işini düzgün yapsın.
Öte yandan milletin karakolda, adliyede bulamadığı adaleti mafya liderlerinden beklemeye başladığını fark etmeyenler de bu acı tablonun sorumlusudur...
Milli Eğitim Bakanlığı da bu korkunç olayların ayak seslerini işitip tedbir almadığı için sorumlu...
Tanık olduğum bir olayı anlatayım, geçtiğimiz aylarda bir vesileyle Samsundaki bir okulda öğretmen olan arkadaşımı ziyaret ettim.
Kapıdan elimi kolumu sallayarak içeri girdim. Teneffüs vaktiydi, yüzlerce çocuk okul bahçesinde koşuştururken bir köşede 3-4 çocuk, yere yatırdığı küçük bir çocuğu yumruklayarak dövüyordu. Okul bahçe nöbetçisi bir kadın öğretmen çaresizce çocukları ayırmaya çalışıyordu, saldırgan çocuklar öğretmene aldırış bile etmiyordu.
Önce ne yapacağımı şaşırdım, sonra gayrı ihtiyari öğretmene yardım etme ihtiyacı duydum. Üstüme vazife olmadığı halde sesimi yükselttim, yumruk savuran çocuklardan birini bileğinden tutup kavgayı ayırdım.
Dayak yiyen çocuğu öğretmen arkadaş içeri alıp yüzüne pansuman yaptırdı. Bana teşekkür etti. Sonra öğrendim ki bu tür olaylar haftada 2-3 defa oluyormuş.
Hatta birkaç gün önce bir çocuğun üzerinde bıçak bulunmuş, polis çağrılmış, polisler de bir suç unsuru yok deyip gitmişler.
Yani özetle akran zorbalığı, okulda şiddet gibi olaylar kesinlikle münferit değil.
Ve iğneyi kendimize de batıralım. Çocuklarımızın bu hale geldiğini görüp onlara sahip çıkamadığınız için biz veliler de suçluyuz.
Okullarda tedbir alinsin diye sokağa çıkan öğretmenlerimizin gösterdiği duyarlılığı bizler de göstermeliyiz. Böyle durumlarda yetkililileri görevlerini düzgün yapmaları için uyarmak bizlerin de görevi!
Bazıları bu olayların arkasında terörsitler mi var, yabancı istihbarat mı var, ülkeyi karıştırmak isteyenler mi var diye soruyor.
Hayır! Ülkede derin bir sosyal buhran yaşanıyor. Ekonomi çökmüş, ahlak çökmüş, eğitim çökmüş, aile çökmüş, adalet çökmüş; bütün bu korkunç olaylar da bu acı tablonun dışa vurumundan ibaret.
Urfa ve Maraş'taki korkunç tablonun günün birinde bizim de canımızı yakmayacağını kim garanti edebilir?
Devletin ve seçilmişlerin acilen üzerine düşen görevleri yapması lazım… Bana sorarsanız yapılacak ilk iş, Milli Eğitim Bakanlığına ve RTÜK ‘e sosyoloji bilen, eğitim bilen, liyakatli ve saygın kimselerin atanması olmalıdır.
Gidiş gidiş değil.
Bugün okullar, yarın hastaneler, camiler, AVM’ler buna benzer vahşetlere tanık olabilir."


